Fark ettim de burasını artık restorant eleştirmenliği yerine dönüştürdüm. Gourmet filan değilim tabi, chef de değilim ancak yani şunu diyeyim öyle pahalı İstanbul'un en iyi yerleri denen yerlerde bir "bok" yok. Evet hakkaten bir "bok" eksik yani, masa örtüsü buruş buruş vs.. Geçen arkadaşımla gidelim dedik...
Hiç mi hiç umduğumuzu bulamadık. :( Büyük bir merak ve heyecanla gittiğim ve yemeklerini çok merak ettiğim, arkadaşımın öve öve bitiremediği Londra, Venedik, New York, B.A.E gibi dünyanın birçok merkezinde şubeleri olan Cipriani'nın Levent zincirinde umduğumuzu bulamadık. Hem lezzet hem de servis olarak. Arkadaşım ve ben önden antipasti almadan direk ana yemek seçtik. Beşamel soslu dana kuşbaşılı spaghetti lezzetliydi, devamında aldığımız kızarmış kabak salatası aşırı tuzluydu, aynen geri gönderdik. Çünkü yenecek gibi değildi. Tatlı olarak masamıza sunulan bütün pastalar aşırı kremalıydı, mideye zarardı. O yüzden tiramisu seçelim bari dedik. En azından bildiğimiz bir tatlı. Ancak tiramisu da bugüne kadar yediğim en berbat tiramisuydu. Bir çorba kasesi içinde geldi ve tepeleme krema altında ufacık bir kedi dili tarzı bir kek üzeri, varla yok arası kakao serpme olarak geldi. Şaka gibiydi, böyle tiramisu mu olur dedik birbirimize bakarak. Onu da yarım bıraktık. En son çay servisi aldık. Lipton poşet çaylardan oluşan bir sepet eşliğinde bir demlik sıcak su geldi ki servisi bile kendimiz yaptık. Garsonlar serseri mayın gibi gezmekte ve yanlış masalara yanlış servis götürüp özür dilemekle meşguldüler. İnanın tam bir komediydi. Ancak İtalyanca konuşan fit, gayet hoş takım elbiseli chefler işi bildiğini belli edercesine komilere emirler yağdırıyordu; fakat masa örtümüzde ve çay tabaklarımızdaki küçük kıllar gözlerinden kaçmıştı belli ki ve gelelim fiyatlara... Hazır mısınız? :) Ana yemek olarak seçtiğimiz beşamel soslu dana kuşbaşılı spaghetti 38 TL, o berbat tatlıların her bir porsiyonu 25 TL, çay 20 TL, su 10 TL. Toplarsanız 2 kişi 150 TL hesap ödedik ve karnımız aç ayrıldık oradan. Sonuç olarak Londra Cipriani'den acilen biri gelip denetlemeli burayı yoksa. Papermoon'un değil rakibi tozunu göremezler bu gidişatla.Ya da Mr. Cipriani gelsin görsün o şahane restorantı burada ne hallerde... Yani uzun lafın kısası, üstüne para verseler yermiydim gerçekten bilemedim...Ha bu arada Türkçe menü yok, ya İngilizce ya İtalyanca :) Zaten İtalya'dayız biz de di mi :)
Hiç mi hiç umduğumuzu bulamadık. :( Büyük bir merak ve heyecanla gittiğim ve yemeklerini çok merak ettiğim, arkadaşımın öve öve bitiremediği Londra, Venedik, New York, B.A.E gibi dünyanın birçok merkezinde şubeleri olan Cipriani'nın Levent zincirinde umduğumuzu bulamadık. Hem lezzet hem de servis olarak. Arkadaşım ve ben önden antipasti almadan direk ana yemek seçtik. Beşamel soslu dana kuşbaşılı spaghetti lezzetliydi, devamında aldığımız kızarmış kabak salatası aşırı tuzluydu, aynen geri gönderdik. Çünkü yenecek gibi değildi. Tatlı olarak masamıza sunulan bütün pastalar aşırı kremalıydı, mideye zarardı. O yüzden tiramisu seçelim bari dedik. En azından bildiğimiz bir tatlı. Ancak tiramisu da bugüne kadar yediğim en berbat tiramisuydu. Bir çorba kasesi içinde geldi ve tepeleme krema altında ufacık bir kedi dili tarzı bir kek üzeri, varla yok arası kakao serpme olarak geldi. Şaka gibiydi, böyle tiramisu mu olur dedik birbirimize bakarak. Onu da yarım bıraktık. En son çay servisi aldık. Lipton poşet çaylardan oluşan bir sepet eşliğinde bir demlik sıcak su geldi ki servisi bile kendimiz yaptık. Garsonlar serseri mayın gibi gezmekte ve yanlış masalara yanlış servis götürüp özür dilemekle meşguldüler. İnanın tam bir komediydi. Ancak İtalyanca konuşan fit, gayet hoş takım elbiseli chefler işi bildiğini belli edercesine komilere emirler yağdırıyordu; fakat masa örtümüzde ve çay tabaklarımızdaki küçük kıllar gözlerinden kaçmıştı belli ki ve gelelim fiyatlara... Hazır mısınız? :) Ana yemek olarak seçtiğimiz beşamel soslu dana kuşbaşılı spaghetti 38 TL, o berbat tatlıların her bir porsiyonu 25 TL, çay 20 TL, su 10 TL. Toplarsanız 2 kişi 150 TL hesap ödedik ve karnımız aç ayrıldık oradan. Sonuç olarak Londra Cipriani'den acilen biri gelip denetlemeli burayı yoksa. Papermoon'un değil rakibi tozunu göremezler bu gidişatla.Ya da Mr. Cipriani gelsin görsün o şahane restorantı burada ne hallerde... Yani uzun lafın kısası, üstüne para verseler yermiydim gerçekten bilemedim...Ha bu arada Türkçe menü yok, ya İngilizce ya İtalyanca :) Zaten İtalya'dayız biz de di mi :)

0 Yorum:
Yorum Gönder