Pages

23 Mart 2010 Salı

günaydın

Sabah sabah evde kahvaltılık birşey olmadığını fark edince, okulun kepekli tostunu ne kadar sevdiğimi ve bağımlısı olduğumu fark ettim...
---
Ders arası verdik, koştum student center'a karşıdan gemiler geçerken yazmaya başladım bu satırları.
Harflere dokunurken klavyeden,
Gemiler kalkar iskeleden....
Diye boğaz havasının vermiş olduğu yaratıcılıkla içinde bulunduğum durumu açıklama amacıyla yazdım bu beyiti. Baharın gelmeye başlamış olmasından mıdır nedir, bir yazı yazasım var ki sormayın. Zaten benim de mevsimlik bu yazma ilhamım, yazın başlıyor genelde kışın kış uykusu dönemi var, sağolsun vizeler vb. öğrenciyi sınayan organizasyonlar yüzünden içimde birikmiş olsa da yazma ihtiyacı fiiliyata geçiremiyorum.
Yanımdan insanlar geçiyor şuan, bir de kulaklarımda fotokopi makinasının sesi... Hoş ve nezih bir ortam olduğu söylenemez bu ortamın ama karşımdaki manzara büyülüyor beni.
İstanbul aslında bir büyücü, farkında olmadan büyülüyor seni. Farkına vardığında ise geç oluyor herşey için. Her yerde takip ediyor seni İstanbul dünyanın neresine gidersen git...Kavafis'in de dediği gibi.
Hatırlıyorum da, Amerika'da olduğum sıralar en çok San Francisco sahilinde dolaşmak isterdim. Kıpkırmızı Golden Gate selam verirdi bana ve derdi ki "Ben İstanbul'un ikiz kardeşiyim..." inanırdım ona. Dalar giderdim manzaraya sabahları taa ki bankı temizlemek için gelen adamı görünce. Sonra fark ederdim, burası İstanbul değil...İstanbul'da kimse sabah bankları temizlemez ki. Karma karışık bir şehirdir orası, ama o karmaşıklığın bile içinde aslında işleyen bir düzen vardır. Bu şehrin pis de olsa bir boğazı vardır, havada simit kapma yeteneğine sahip martıları vardır...
İstanbul'da her yönüyle hayat vardır...

---
Vay be ilhama bak, teşekkür ederim sana İstanbul.

0 Yorum:

Yorum Gönder