Acaba ben mi abartıyorum yoksa, bu aralar sinirlerim bozuk ondan mı? Ya da çok sevdiğim tarih dersinin mıymıntı hoca tarafından igrenç anlatılarak içine edilmesi durumuna mı taktım? Tarih dersi dediğin enerjik anlatılıy ya hu! Yerine oturup öyle mıy mıy..olmaz yani. Ona ayrıca geleceğim.
Sebep her neyse bazı fakültedeki kişiler sinirime dokunmaya başladı. Hani patlama noktasına geliyordum ki frenledim kendimi. İçimden "kendimi durduracak değilim yaa.." diye geçiriyordum ama dedim "dur bi..sakin ol, medeni hukukun baskısı altında kaldın, yoruldu beynin ondan böyle". Eve geldim. Oturdum dinlendim filan. Hala aynı his içimde.
Sırf o da değil Alpay'ın bayıldığım Fabrika Kızı şarkısı da aşırı Pollyannacı geldi. Öyle biri asla olmadım, içer gibi tütün de sarmadım. Dinlerken sadece o kıza acımıştım ve aklıma Onno Tunç'un Ünzile'si gelmişti, bir de Ünzile'ye acırdım. Burdan Alpay beye sesleniyorum en sondaki "lalalalalalalala" kısmı hiç olmamış.(bunu fark etmem için S ile kavga etmem lazım gelirmiş.-hatırlayın bakalım medeni hukuk dersini-) Kutu kutu pense oynamıyor o kadın, kendi içer gibi tütün sarıyor. Hayatın içinde evcilik oynayan, pembe gözlükleri olan bir kadın değil o. Fabrika kızı o. "lalalalaalaa" demez. Hani şarkını mesajıyla çelişiyor. Ha eğer ben dışardan izleyip "lalalalalala" mı derim diyorsan tamam. Ona lafım yok. En azından şimdilik...
Yüzüne yüzüne söylerim normalde ben, "Aman ulan, bi bok bildiğin yok konuşuyorsun" derim. Ağzımın ucuna kadar geliyor, ama okul daha yeni açıldı biraz durduruyorum kendimi.
İlk günden sezdim zaten bunu aslında ama, "Yanlış anlamışımdır canım" diyorum kendime. Hala da öyle diyorum. Ne bileyim, dilim varmıyor yani. Bir ara zaten söyleyeceğim ben onu, şahısa. Kaçarı yok. Ama ilk günden yüzüne vurmanın gereği yok diye düşünüyorum. Galiba böyle durumlarda, doğrucu davut olup, milletin yüzüne herşeyi söyleyip arkadaşsız gıcık mahlukat, gıcık hukukçu damgası yemek de istemiyorum. Ha sadece bir kişiye bu düşündüklerim ama..alttan almayı öğrenmem gerek sanırım.
-Καλημέρα, Γιάννη. (Günaydın Yannis)
+Κουκιά σπέρνω.(Fasulye ekiyorum)
denmesin bana yani. Hakkaten çekemiyorum. Dediğime ilişkin laf edin bana. Ne olur. Hani bilin ki eğer ben siz konuşurken yüzünüze bakmıyorsam, sıkılmışım demektir. "Artık sus be adam!" demek yerine yüzüne bakmıyorum. Hala anlatmaya devam edenler, üzgünüm hiç duymuyorum bile dediklerinizi. Konuyu değiştiriyorum, hala aynı kaldığı yerden devam etme sayın kişi.
Yani günaydın dediğimde fasulye ekiyorum demeyin. Uyarıyorum yani.
Şöyle bir yazdıklarımı okudum da(Kamdine bak göz atıyorum yazdıklarıma..Heh uydum uyarına bay Khoshokawar), aykırı birşey yok. Kendimle çelişmiyorum. Ben hep böyleydim zaten, arkamdan konuşulacağına yüzüme söylensin mantığını benimsediğimden ben de haliyle böyle davranıyorum insanlara. Fakat bugünkü durum sanırım dün geceki olaydan nöronlarımın zedelendiğinden olacak. Tahammül gücüm bu kadar az değil benim yoksa. Biliyorum kendimi. Evet evet kesin mi kesin sinirlerimi zedeledi sayın adının baş harfi S olan kişi. Sorumluluğunu üstünde hissetmiş olacak ki benden özür diledi, barıştık. Mutluyum yani kısaca. Mutluyum ama nöronları işlev dışı kalmış bir mutluyum.
Bu halimle de mutluyum.
Ha unutmadan, gerçekten hukuk okuyor gibi hissetmeye başladım, evet bu dersler zorlaşıyor anlamına geliyor. Medeni hukuk beni fena sarsacak gibi geliyor. Yorumlanması gerken kanun ve ezberlenecek dipnotlarım beni bekler, cebimde bir revolver ve ben çekip giderim.
*Son cümle ne alaka olduysa...anlam veremedim kendime. Ama çok içimden geldi. Bu sefer kendimi frenlemedim.
Kişer pari. Tsuhdesutyun (sizin bunun üstüne Yertak parov demeniz lazım.) Ukalayım ulan. Var mı?
Son cümlem olacak gerçekten, yoksa sabaha kadar böyle gider bu. Kendimi durduramıyorum yazmaktan. Saçma da olsa yazmak geliyor içimden. Ama bu son cümlem şimdilik. Beni özleyin.

0 Yorum:
Yorum Gönder