Efenime söyleyeyim...
Bugün sonunda kıçımı kaldırıp kapalı çarşıya gitme cesaretini gösterdim. Aslında cesaret değil de, hani korkmuyorum ama üşengeçlikten 2 yıldır gitmedim. Kapalı çarşıdaki akrabalar "Gelmiyo artıık oo" diye annemlere dert yanıyorlarmış. Bugün çarşıya gittim de akrabalara uğradım mı? Uğramadım, hayırsız evladı oynuyorum bu aralar.
Bileziğimi tamir ettireceğim diye 2 senedir gitmeye uğraşıyordum yani ama bir türlü o nazik popomu kaldırıp gidememiştim. Nataliciğim sağolsun, dedi; "Ay kalk çarşıya gidelim yaaa" ben de dedim: "Tamam, hem bileziğim vardı benim yapılcak..."
Natali çok sağol sen olmasaydım ölene kadar kopuk kalırdı bu bilezik.
Şimdi benim bu bileziğim bana hediye edilen nacizane bir özel yapım. Fakat takmaya çalışırken, ben sanki halatla milyon küsurluk gemi çeker gibi asıldığımdan koptu. Yani çok öyle büyütülecek bir hasar yok, ama takamıyorum yani haliyle.
Neyse geldik biz Fes Kafe'nin oraya. Ben de biliyorum Bedesten'de bu tamir edecek yer, ama kapalı çarşıyı biliyorum diyene bakın, kuyumcu İç Bedesten denilen takıcılar bölümünde..Ne bileyim yani. Ben adını Bedesten sanıyorum.
-Eee Bedesten diye bir kuyumcu varmış?
+Burası Bedesten hanfendiii..Tüm bu hanın adı Bedesten.
-Aaa..hadi ya. Yok yok adı öyle bedesten ya..
+Yok bakın Bedesten Han diyor hanfendi tabela..
-E tamam o zaman..ben bir bakınıyım.
Aradım hediye eden şahsı, tabi hatırlayamadı yerin ismini. Adamın adı Serdar'mış yani. Dolaşa dolaşa millete Serdar denen adamı soruyorum. Herkes bir yere yolluyor.
- Eee burda herkes herkesin malını tanırmış..Serdar diye adam varmış? Bunu yapıyormuş. E şey özel yapım da..
+Tamam burdan sola dön. Orda var Serdar.
-Tamam, mersi.
Gittim sola,buldum büyük olasılıkla Serdar olan kişiyi.
-Serdar siz misiniz? Bu mal sizin mi?
+ Serdar benim de bu benim değil.
- E bunu yapan Serdar'mış galiba..
+ Bir üst sokakta var Serdar ona sorun.
-Mersii.
Gittim bir üst sokağın Serdar adlı kişisine. "Bu mal benim değil" dedi. "Eee ama kim yaptı bunu o zaman? Kimin ya?" diye yaygarayı bastım ama sonradan adamın bir suçu olmadığını anladım, sustum. Artık dolaşa dolaşa, görenler "Hala bulamadınız mı hanfendüü?" demeye başladılar.
Dedim :"Bulamadım ama bana bunu yaptıracak bir yer söyleyin." İlk öneri gümüş tamircisi Zekiymiş.
Gittim Zeki'ye.
-Tamirci Zeki siz misiniz?
+ Evet.
-Hah...tamam. Bunu tamir eder misiniz.
+ Yok etmem. Biz öyle şeyler yapmıyoruz. (Sanki başka birşey dedim ya, alt tarafı bir bilezik.)
-Tamam peki o zaman kim tamir eder bunu abi?
+ Ya 123 numara var, o yapar öyle şeyler.
Sonunda gittim 123 numaraya. Adamın ne ilgisini çekecekse artık, en baştan her yeri dolaştığımı filan anlattım adama...Adamcağız da dinledi valla. "Tüm Serdar olma ihtimali olan yerlere sordum kimse ben yaptım bunu demedi...Siz tamir eder misiniz nooluur?"
Adamcağız da iyi çıktı, "Bunu tamir etmekte hiç birşey yok ki...Heryer yapar bunu yani burda. Ben yapayım hemen" dedi. O an bayramda şeker almış çocuk kadar sevindim. İyi insanlar da hala varmış diye geçirdim içimden.
Artık adama o kadar yakın hissettim ki kendimi bileziğin hasarından bahsetmeye filan başladım.
-Ya o kadar dandik yapmışlar ki bunu, neresini tutsam elimde kalıyor.
+ Ben de yapıyorum bunlardan..
-Hıı.. tamam.
Anladım ki ünivesiteye başladığımdan beri patavatsızlığımdan hiçbir şey eksilmemiş, bununda farkına vardım bu karmaşık kapalı çarşı gezisinde.
Kirkor, Kostas ve Eftelya hepinizden çok özür diliyorum. Üşengeçliğime vurun bu ziyaret etmememi. Sizi sevmediğimden değil asla, bir dahaki sefere kek, börekle gelcem size. Gerçi Eftelya Teyzem, sana börek yemeye de gelebilirim...

0 Yorum:
Yorum Gönder